George Lucas: Bir galaksiyi değiştirmek için altı film yetti
Star Wars'ın yaratıcısı, Indiana Jones'un mimarlarından biri ve modern görsel efekt çağının öncüsü. Ama şaşırtıcı gerçek şu: George Lucas kariyeri boyunca yalnızca 6 uzun metrajlı sinema filmi yönetti.
George Lucas'ın sinema tarihindeki ağırlığına bakınca insanın çok daha uzun bir yönetmen filmografisi beklemesi doğal. Oysa Lucas'ın uzun metraj yönetmenlik kariyeri yalnızca altı filmden oluşuyor: THX 1138, American Graffiti, ilk Star Wars ve yıllar sonra çektiği üç prequel filmi. Bu sayı, Lucas'ın şöhretiyle neredeyse ters orantılıdır. Lucasfilm'in resmî tarihçesi, THX 1138'in ardından Lucas'ın Hollywood'dan uzakta yaratıcı bağımsızlık arayışıyla kendi şirketini kurduğunu; American Graffiti'nin Lucasfilm'in ilk yapımı olduğunu ve ardından Star Wars'ın geldiğini anlatıyor. Film tarihçileri de Lucas'ı yalnızca yönetmen olarak değil, New Hollywood kuşağından çıkıp stüdyo sisteminin üretim, efekt, ses ve lisanslama pratiklerini dönüştüren bir yapımcı-girişimci olarak değerlendiriyor. Yönetmenlik listesinin kısa olması bu yüzden bir eksiklik değil; onun kariyerinin asıl ilginç paradoksu.
Lucas'ın sinemayla ilişkisi daha öğrencilik yıllarında klasik anlatıdan çok kurgu, ritim ve görüntü hareketi üzerinden şekillenmişti. USC döneminde çektiği deneysel kısa filmler ve özellikle Electronic Labyrinth: THX 1138 4EB, sonraki uzun metrajının çekirdeğini oluşturdu. Lucas'ın farklı dönemlerde verdiği röportajlarda kendisini yalnızca “yönetmen” değil, daha geniş anlamda bir film yapımcısı olarak gördüğü dikkat çeker; bir röportajında set yönetiminden çok kurguyu sevdiğini, filmi asıl orada kurduğunu söylüyordu. Bu yaklaşım, neden bazı en önemli projelerinde yönetmen koltuğunu başkalarına bırakıp yaratıcı kontrolü yapım, hikâye, kurgu ve teknoloji üzerinden sürdürdüğünü anlamak için anahtar niteliğinde.
Evet, George Lucas yalnızca 6 film yönetti
Bu dosyanın temelindeki şaşırtıcı gerçek bu. Lucas'ın adı onlarca film ve diziyle özdeşleşse de uzun metraj yönetmen koltuğuna yalnızca altı kez oturdu. The Empire Strikes Back, Return of the Jedi ve Indiana Jones filmlerini yönetmedi; bu yapımlarda yaratıcı, hikâye yazarı ve yapımcı olarak etkili oldu.
George Lucas — Künye
Ödüller & Adaylıklar
George Lucas'ın ödül geçmişi de yönetmenlik filmografisi kadar sıra dışı. Yalnızca altı uzun metraj film yönetmesine rağmen dört rekabetçi Oscar adaylığı elde etti. Akademi'nin resmî kayıtlarında American Graffiti ile 1974'te hem yönetmenlik hem senaryo; Star Wars ile 1978'de yine hem yönetmenlik hem özgün senaryo dalında aday gösterildi. Bu dört adaylığın hiçbiri rekabetçi Oscar zaferine dönüşmedi. Buna karşılık Akademi, Lucas'ın yapımcılık ve sinema endüstrisine katkısını 1992'de Irving G. Thalberg Memorial Award ile onurlandırdı.
Oscar adaylığı
yönetmen adaylığı
senaryo adaylığı
Oscar zaferi
Oscar: dört adaylık, rekabetçi ödül yok
Lucas'ın dört kişisel Oscar adaylığının tamamı iki filmden geldi. American Graffiti ve Star Wars, onu hem yönetmen hem senarist olarak Akademi yarışına taşıdı.
1992 · Irving G. Thalberg Memorial Award
Akademi'nin her yıl verilmek zorunda olmayan bu özel ödülü, yapımcılık kariyerinde sürekli yüksek kalite gösteren yaratıcı yapımcılara veriliyor. Lucas, 64. Akademi Ödülleri'nde bu onura layık görüldü.
Akademi kaydı →1974 & 1978 · En İyi Yönetmen
Golden Globes'un resmî George Lucas kaydında iki adaylık bulunuyor: American Graffiti için 1974'te ve Star Wars için 1978'de En İyi Yönetmen adaylığı.
Golden Globes kaydı →2005 · AFI Life Achievement Award
American Film Institute, Lucas'a 33. AFI Life Achievement Award'u verdi. AFI bu ödülü, Amerikan kültürünü zenginleştiren ve film sanatını temel biçimde ileri taşıyan kariyerleri onurlandıran kurumun en yüksek kariyer ödülü olarak tanımlıyor.
AFI George Lucas sayfası →2024 · Honorary Palme d'or
77. Cannes Film Festivali'nin kapanışında George Lucas'a Onursal Altın Palmiye verildi. Ödülü sahnede Francis Ford Coppola takdim etti; festival Lucas'ı çağdaş sinemanın büyük figürlerinden biri olarak onurlandırdı.
Cannes resmî duyurusu →Lucas'ın kariyerindeki kırılma, ilk filmi THX 1138'in ardından geldi. Hollywood stüdyo düzeninden istediği yaratıcı bağımsızlığı bulamayan yönetmen, Kuzey California'da kendi yapısını kurmaya yöneldi. Lucasfilm'in resmî tarihine göre şirketin kuruluş amacı tam da gelecekteki projelerini daha bağımsız üretebilmekti. İkinci uzun metrajı American Graffiti ise bunun tersine sıcak, nostaljik ve gençlik merkezli bir hikâyeydi; Lucas'ın yalnızca bilimkurguya sıkışmış bir yönetmen olmadığını kanıtladı.
Ardından 1977'de Star Wars geldi ve yönetmenlik kariyerinin ölçeğini bütünüyle değiştirdi. Film için ihtiyaç duyduğu görsel efektleri mevcut stüdyo sisteminde bulamayınca Lucas, 1975'te Industrial Light & Magic'i kurdu. Lucasfilm'in ILM tarihçesi, şirketin sonraki onlarca yılda yüzlerce filmde görsel efekt sınırlarını yeniden tanımladığını vurguluyor. Böylece Lucas'ın etkisi, çektiği filmlerin sayısından koparak bütün endüstriye yayıldı.
George Lucas'ın yönettiği 6 film
Kronolojik tam liste · Puanlar sayfa açıldığında OMDb'den canlı güncellenir.
THX 1138
Lucas'ın ilk uzun metrajı, duyguların ve bireyselliğin bastırıldığı steril bir gelecekte geçiyor. Film, USC'de çektiği ödüllü kısa Electronic Labyrinth: THX 1138 4EB'in genişletilmiş haliydi. Akademik çalışmalar THX 1138'i Lucas'ın daha sonraki popüler yapımlarından farklı biçimde Avrupa sanat sineması ve avangart sinemaya yaklaşan, gözetim, tüketim, ilaçla denetim ve kimliksizleşme temalarıyla çalışan deneysel bir bilimkurgu olarak değerlendiriyor. Warner Bros.'un ticari beklentileriyle yaşanan gerilim ve filmin sınırlı gişe performansı ise Lucas'ın gelecekte kendi yapım yapısını kurma arzusunu güçlendirdi. Lucasfilm'in resmî tarihçesi de şirketin doğuşunu doğrudan bu deneyimin ardından gelen yaratıcı bağımsızlık ihtiyacına bağlıyor.
American Graffiti
1962 yazında bir grup gencin tek gecelik otomobil, müzik ve büyüme hikâyesi olan American Graffiti, Lucas'ın kişisel sinemasına en çok yaklaşılan yapım olarak görülebilir. Lucasfilm filmi, yönetmenin Modesto'daki gençliğinden esinlenen ikinci uzun metrajı ve şirketin ilk yapımı olarak tanımlıyor. Film üzerine akademik çalışmalar ise otomobil kültürünü, rock'n'roll radyosunu ve Vietnam öncesi Amerika'ya yönelik nostaljiyi New Hollywood bağlamında okuyor. Yapımın düşük bütçeli oluşu Lucas'a geniş bir yaratıcı alan sağladı; beklenmedik başarısı da bir sonraki projesi için elini güçlendirdi. Lucasfilm'in yapım sayfası, filmin şirket tarihindeki kurucu konumunu özellikle vurguluyor. Ron Howard da yıllar sonra bu setin kendi yönetmenlik merakını ciddi biçimde etkilediğini anlatacaktı.
Star Wars: Episode IV – A New Hope
Luke Skywalker, Leia, Han Solo, Darth Vader ve Güç kavramını dünyaya tanıtan 1977 tarihli Star Wars, Lucas'ın kariyerini ve Hollywood'un ekonomik mantığını aynı anda değiştirdi. Lucasfilm'in tarihçesi filmin dünya çapındaki başarısının şirketin büyümesini hızlandırdığını; efekt, ses, yayıncılık, lisanslama ve tüketici ürünleri birimlerinin genişlemesine yol açtığını kaydediyor. Filmin ihtiyaç duyduğu görüntüler mevcut efekt altyapısıyla üretilemediği için Lucas 1975'te Industrial Light & Magic'i kurdu. ILM bugün kendi tarihini anlatırken ilk Star Wars üzerindeki çalışmalarının yalnız filmi değil, görsel efekt endüstrisini de altüst ettiğini söylüyor. Bu nedenle A New Hope'un önemi yalnızca gişe başarısında değil: modern franchise üretiminin, özel efekt şirketlerinin ve genişletilmiş hikâye evrenlerinin nasıl birlikte çalışabileceğine dair yeni bir model kurdu.
Star Wars: Episode I – The Phantom Menace
Lucas, 1977'den tam 22 yıl sonra yeniden uzun metraj yönetmenliğine döndü. Bu dönüş yalnızca Star Wars evrenine dönüş değildi; aynı zamanda Lucas'ın yıllardır yatırım yaptığı dijital üretim araçlarını büyük ölçekte sınama fırsatıydı. Lucasfilm'in resmî yapım sayfası pratik efektler ile gelişen dijital tekniklerin birlikte kullanıldığı bu geçiş dönemini özellikle vurguluyor. Lucasfilm'in şirket kronolojisine göre ILM film için 2.000'den fazla görsel efekt planı tamamladı ve Jar Jar Binks, büyük bir filmde sürekli yer alan erken dönem tamamen dijital ana karakter örneklerinden biri haline geldi. Film eleştirel açıdan tartışmalı olsa da Lucas'ın teknolojiye yaklaşımını anlamak bakımından temel bir dönemeçtir: yönetmen için dijital araçlar bir gösteriş unsuru değil, kamera önünde fiziksel olarak bulunmayan dünyaları daha serbest biçimde tasarlamanın yoluydu.
Star Wars: Episode II – Attack of the Clones
Filmin sinema tarihi açısından önemi yalnızca Star Wars mitolojisinde değil, üretim yönteminde yatıyor. Lucasfilm, Attack of the Clones'u tamamen dijital kamera ve dijital araç setiyle gerçekleştirilen ilk büyük ölçekli gişe filmlerinden biri olarak konumlandırıyor. Sony ve Panavision'la geliştirilen sistem, 35 mm film negatifi kullanmadan uzun metrajlı prodüksiyonun yapılabileceğini göstermeye yönelik iddialı bir adımdı. Dönemin görüntü yönetmenliği çevrelerinde dijital görüntünün film karşısındaki niteliği ciddi biçimde tartışılırken Lucas bu geçişi hızlandıran isimlerden biri oldu. Burada yönetmen kadar teknoloji yatırımcısı ve sistem kurucu Lucas'ı görmek gerekir: çekim, kurgu, efekt ve gösterim zincirinin tamamını dijitalleştirme hedefi, sonraki on yılda sektörün standart pratiğine dönüşecekti.
Star Wars: Episode III – Revenge of the Sith
Anakin Skywalker'ın Darth Vader'a dönüşümünü tamamlayan Revenge of the Sith, Lucas'ın yönetmen olarak bugüne kadarki son uzun metrajı. 1971'de THX 1138 ile başlayan çizgi 2005'te, toplam yalnızca altı filmde sona erdi. Film aynı zamanda prequel üçlemesinin dijital üretim deneyiminin en olgun örneğiydi; sanal setler, yoğun CGI karakterleri ve dijital kamera kullanımı artık deneysel yenilikler değil, filmin temel yapım dili haline gelmişti. Lucasfilm'in tarihçesi 2005'i hem filmin gösterime girdiği hem de ILM, LucasArts ve şirket birimlerinin San Francisco Presidio'daki Letterman Digital Arts Center'a taşındığı yıl olarak kaydediyor. Yani Lucas'ın son yönetmenliği, sembolik biçimde şirketin tamamen yeni bir dijital üretim dönemine geçtiği ana denk geldi.
Altı filmin arkasındaki asıl hikâye
Lucas'ın yalnızca altı uzun metraj yönetmiş olması tesadüfi bir kariyer kazası değildir. İlk üç filminde giderek büyüyen bir üretim yüküyle karşılaştı. Star Wars sonrasında ise Lucasfilm'in finansmanı, devam filmlerinin hikâye geliştirmesi, görsel efekt ve ses şirketlerinin büyümesi, lisanslama ve yeni projeler yönetmenliğin önüne geçti. Lucas'ın farklı dönemlerdeki açıklamalarında set yönetimini yaratıcı sürecin en sevdiği kısmı olarak görmediği; özellikle kurgu, tasarım ve dünya kurma alanlarına daha fazla ilgi duyduğu görülüyor. Bu nedenle The Empire Strikes Back ve Return of the Jedi'da yönetmenliği başka isimlere devretmesi, Star Wars üzerindeki etkisini azaltmadı; aksine Lucas'ı klasik “auteur yönetmen” tanımından farklı bir yaratıcı yapımcı modeline taşıdı.
Lucasfilm'in 50 yıllık şirket zaman çizelgesi bu dönüşümü ayrıntılı biçimde gösteriyor. 1979'da dijital film araçları geliştirmek üzere bilgisayar araştırma grubu kuruldu; 1982'de Lucasfilm Games ortaya çıktı; 1983'te yeni ses sistemi THX adıyla tanıtıldı; 1980'lerin ortasında şirketin bilgisayar bölümündeki görüntüleme teknolojileri daha sonra Pixar'ın temelini oluşturacak bir yapıya dönüştü. 1989'da Sprocket Systems, Skywalker Sound adını aldı. Bu kronolojiye bakınca Lucas'ın 1980-1999 arasında neden uzun metraj yönetmediği daha anlaşılır hale geliyor: aynı dönemde tek bir film değil, sinemanın üretim altyapısına etki eden bir şirketler ve teknolojiler ağı inşa ediyordu.
Lucas ve “New Hollywood” kuşağı
George Lucas, Francis Ford Coppola, Martin Scorsese, Steven Spielberg ve Brian De Palma gibi isimlerin yükseldiği New Hollywood döneminin içinde yetişti; ancak kariyeri kısa sürede bu kuşağın klasik yönetmen yolundan ayrıldı. American Graffiti üzerine yapılan akademik çalışmalar, filmin 1970'lerin Amerika'sında geçmişe bakış, gençlik kültürü ve toplumsal değişim duygusunu ticari sinemayla birleştirdiğini vurguluyor. Lucas'ın Coppola'yla kurduğu American Zoetrope çevresi de daha bağımsız bir üretim modelinin peşindeydi. THX 1138'deki soyut ve Avrupa etkili anlatım ile American Graffiti'deki popüler müzik ve gençlik nostaljisi arasında büyük bir stil farkı vardır; bu iki film Lucas'ın yalnızca uzay operası anlatıcısı olmadığını açıkça gösterir.
Buna karşılık Star Wars, Lucas'ın deneysel sinema merakını kitlesel eğlenceyle birleştirdiği projedir. Hızlı kurgu, seri filmlerden alınan macera yapısı, mitolojik kahraman yolculuğu, savaş filmi görsel dili ve dönemin ileri efekt teknolojileri tek bir popüler anlatıda birleşti. Bu sentez, daha sonraki Hollywood blockbuster'larının çoğunda görülecek “yüksek kavram + güçlü görsel dünya + devam edebilir evren” formülünün erken ve olağanüstü başarılı örneklerinden biri oldu.
ILM: Bir film için kurulan şirketin bütün sinemaya etkisi
Lucas'ın mirasını yalnızca filmografisiyle ölçmenin en büyük problemi Industrial Light & Magic'tir. ILM'in resmî tarihine göre şirket 1975'te doğrudan Star Wars'ın görsel efektlerini gerçekleştirmek için kuruldu. İlk ekipte John Dykstra, Richard Edlund ve Joe Johnston gibi isimler yer aldı; hareket kontrollü kamera sistemleri, minyatür çekimleri ve optik birleştirme yöntemleri büyük ölçekte geliştirildi. Ancak ILM'in önemi, kısa süre sonra yalnızca Star Wars için çalışan bir ekip olmaktan çıkmasıyla daha da büyüdü. Şirket dış yapımlara açıldı ve her yeni projeyi yalnızca bir “efekt işi” olarak değil, çözülmesi gereken yeni bir teknik problem olarak ele almaya başladı.
İlk büyük dış yapımlardan biri Steven Spielberg'in Raiders of the Lost Ark filmiydi. Ardından E.T. the Extra-Terrestrial, Star Trek filmleri ve çok sayıda büyük Hollywood yapımı geldi. Bu dönemde ILM, optik efektlerden maket çekimlerine, yaratık animasyonundan matte painting'e kadar çok farklı alanlarda çalışıyordu. Şirketin kendi tarihçesi de kuruluşundan itibaren amacın yalnızca mevcut teknikleri uygulamak değil, her film için yeni araçlar ve yeni yöntemler geliştirmek olduğunu vurguluyor.
James Cameron'ın The Abyss (1989) filmi bu dönüşümde kritik eşiklerden biriydi. Filmdeki bilgisayar üretimi “water tentacle” sekansı, canlı çekim görüntüleriyle fotogerçekçi CGI'ın ikna edici biçimde birleştirilebileceğini gösteren erken örneklerden biri oldu. Yüzeyi çevresindeki oyuncuların yüzlerini taklit eden, ışığa ve ortama uyum sağlayan bu dijital su karakteri, bilgisayar grafiğinin artık yalnızca kısa ve soyut efektler için değil, hikâyenin içinde fiziksel bir varlık gibi davranan öğeler yaratmak için de kullanılabileceğini gösterdi.
İki yıl sonra Cameron ve ILM bu yaklaşımı Terminator 2: Judgment Day (1991) ile çok daha ileri taşıdı. Robert Patrick'in canlandırdığı T-1000'in sıvı metal bedeni, yüzeyler arasında eriyip yeniden şekillenmesi ve canlı oyuncuyla dijital model arasındaki geçişler dönemin izleyicisi için neredeyse görülmemiş bir gerçeklik duygusu yaratıyordu. Buradaki asıl yenilik yalnızca “iyi görünen CGI” değildi; dijital efekt artık filmin merkezindeki bir karakterin fiziksel davranışını tanımlıyordu. T-1000'in varlığı, bilgisayar efektlerinin anlatının dekorundan çıkıp doğrudan karakter yaratımının parçası olabileceğini kanıtladı.
Fakat gerçek kırılma Jurassic Park (1993) ile geldi. Steven Spielberg başlangıçta dinozorların önemli bölümünü Stan Winston'ın animatronikleri ve geleneksel stop-motion teknikleriyle canlandırmayı planlıyordu. ILM'in bilgisayar ortamında hazırladığı hareketli dinozor testleri bu planı değiştirdi. Filmde fiziksel animatroniklerle dijital dinozorlar birlikte kullanıldı ve seyirci ilk kez canlı oyuncularla aynı dünyada gerçekten varmış hissi veren bilgisayar üretimi büyük yaratıklarla karşılaştı. Özellikle koşan Gallimimus sürüsü ve T. rex sahneleri, fotogerçekçi dijital karakterlerin büyük bütçeli sinemada kalıcı bir araç haline gelmesinin önünü açtı.
Jurassic Park'ın etkisi çok büyüktü. Filmden sonra dijital yaratıklar, dijital çevreler ve bilgisayar üretimi karakterler giderek büyük stüdyo filmlerinin standart üretim araçları haline geldi. ILM daha sonra Forrest Gump, Twister, Saving Private Ryan, Harry Potter, Pirates of the Caribbean, Transformers, Marvel yapımları ve yeni kuşak Star Wars filmlerinde farklı teknolojiler geliştirmeyi sürdürdü. Özellikle Pirates of the Caribbean: Dead Man's Chest'teki Davy Jones, performans yakalama ile fotogerçekçi dijital karakter yaratımını birleştiren dönemin en dikkat çekici örneklerinden biri oldu.
ILM'in dönüşümü burada da bitmedi. Şirket daha sonra fiziksel set ile dijital dünyayı yeniden bir araya getiren sanal prodüksiyon sistemlerine yöneldi. The Mandalorian gibi yapımlarda kullanılan StageCraft sistemi, dev LED duvarlarda gerçek zamanlı dijital ortamlar üretip bu görüntüleri kameranın perspektifine göre anlık olarak değiştirebiliyor. Böylece oyuncular klasik yeşil perde önünde değil, ışığı ve yansımaları gerçekten sete taşıyan dijital çevrelerin içinde oynayabiliyor. 1977'de minyatür uzay gemilerini hareket kontrollü kameralarla çeken şirket, onlarca yıl sonra aynı soruyu bambaşka bir teknolojiyle çözmeye devam ediyor: “Kamera karşısında gerçekte var olmayan bir dünyayı nasıl inandırıcı hale getiririz?”
George Lucas'ın sinemaya etkisini yalnızca yönettiği altı film üzerinden ölçmenin neden yetersiz olduğunu belki de en iyi ILM anlatıyor. Lucas The Abyss'i, Terminator 2'yi veya Jurassic Park'ı yönetmedi. Ama bu filmlerin sinema tarihinde dönüm noktası sayılan görüntülerinin ortaya çıkmasını sağlayan kurum, onun ilk Star Wars'u çekebilmek için kurduğu Industrial Light & Magic'ti. Lucasfilm'in Light & Magic belgeseli de bu dönüşümü, ilk kuşak ILM sanatçı ve teknisyenlerinin anlatıları üzerinden ayrıntılı biçimde ele alıyor.
Ses, kurgu, oyun ve Pixar'a uzanan zincir
Lucasfilm'in inovasyon tarihi yalnızca görsel efektlerden ibaret değil. Şirketin resmî kronolojisi Ben Burtt'ın ilk Star Wars için tam zamanlı ses tasarımcısı olarak işe alınmasını, Sprocket Systems'in daha sonra Skywalker Sound'a dönüşmesini ve THX sinema ses standardının gelişimini aynı kurumsal hikâyenin parçaları olarak anlatıyor. EditDroid gibi erken dönem doğrusal olmayan dijital kurgu sistemleri de Lucasfilm bünyesinde geliştirildi. Bu projeler günümüzün tamamen dijital post-prodüksiyon dünyasına geçişin erken adımlarıydı.
En dikkat çekici yan kollardan biri ise Pixar bağlantısıdır. Lucasfilm'in bilgisayar bölümü 1986'da Steve Jobs'a satıldı ve Pixar, Inc. adını aldı. Bu, Lucas'ın doğrudan Pixar filmlerini yaratmış olduğu anlamına gelmez; fakat Lucasfilm'in dijital görüntüleme ve bilgisayar grafiğine yaptığı erken yatırımın daha sonra animasyon tarihinin en önemli şirketlerinden birinin kurumsal temelini oluşturduğu anlamına gelir. Lucas'ın etkisinin neden sadece kendi altı filmiyle ölçülemeyeceğini gösteren belki de en iyi örneklerden biri budur.
Peki ya The Empire Strikes Back ve Return of the Jedi?
George Lucas'ın filmografisi konuşulurken en sık yapılan hata, bütün orijinal Star Wars üçlemesini onun yönettiğini düşünmek. Oysa The Empire Strikes Back'in yönetmeni Irvin Kershner, Return of the Jedi'ın yönetmeni ise Richard Marquand. Lucas bu filmlerde yaratıcı merkezde kaldı; hikâye, yapım, finansman ve Star Wars evreninin genel yönü üzerinde belirleyiciydi. Lucasfilm'in resmî tarihçesi, özellikle Empire'ın Lucas'ın kendi parasıyla finanse edildiğini ve yapımın şirketin geleceğini riske atan bir kumar niteliği taşıdığını belirtiyor. Filmin başarısı Skywalker Ranch'in kurulmasını mümkün kıldı. Tam da bu ayrım Lucas'ı anlamak için önemli: etkisinin büyük kısmı yönetmen koltuğunun dışında, yaratıcı kontrol ile ekonomik bağımsızlığın birleştiği noktada gerçekleşti.
Yönetmedi ama onsuz düşünülemez
Lucas'ın yaratıcı, hikâye ve yapım tarafında belirleyici olduğu başlıca filmler.
The Empire Strikes Back
Lucas yönetmenliği Irvin Kershner'a bıraktı ancak Star Wars dünyasının yaratıcı ve finansal kontrolünü sürdürdü. Devam filminin daha karanlık tonu, Vader'ın geçmişi ve Jedi mitolojisinin büyümesi seriyi tek filmlik bir başarıdan kalıcı bir destana dönüştürdü.
Return of the Jedi
Luke ile Vader arasındaki baba-oğul çatışmasını sonuçlandıran finalde Lucas yine yönetmen değildi. Ancak filmin hikâye omurgası ve serinin yaratıcı istikameti üzerinde merkezi rolünü sürdürdü.
Indiana Jones: Spielberg yönetiyor, Lucas dünyayı kuruyor
Indiana Jones da Lucas'ın yönetmediği ama yaratıcı kimliğinin ayrılmaz parçası olan bir başka büyük seri. Raiders of the Lost Ark'ın yönetmeni Steven Spielberg'dü; Lucas ise karakterin ve macera dünyasının yaratıcılarından, hikâyenin temel isimlerinden ve yapım tarafındaki ana güçlerden biriydi. Lucasfilm, şirketin canlı aksiyon mirasını anlatırken Star Wars ile Indiana Jones'u 50 yıllık kataloğun iki temel macera evreni olarak yan yana konumlandırıyor.
Lucas'ın gerçek filmografisi neden yönetmenlik listesinden çok daha büyük?
Star Wars'ın yaratıcısı
Lucas yalnızca ilk ve prequel üçlemesinin üç filmini yönetmedi; bütün galaksinin temel mitolojisini, karakterlerini ve tarihsel çerçevesini kurdu. Bu nedenle yönetmediği Star Wars filmleri de onun yaratıcı mirasının parçası.
Indiana Jones'un mimarlarından
Steven Spielberg kameranın arkasındaydı, Harrison Ford şapkayı takıyordu; ancak Indiana Jones fikrinin ve macera çizgisinin merkezinde George Lucas vardı.
Lucasfilm
Lucasfilm yalnızca film üreten bir şirket değil; canlı aksiyon, animasyon, oyun, yayıncılık, tüketici ürünleri ve teknolojiyi aynı anlatı ekosistemine bağlayan bir yapı haline geldi.
Industrial Light & Magic
1975'te Star Wars'ın ihtiyaçları için kurulan ILM, daha sonra Jurassic Park'tan modern süper kahraman sinemasına kadar görsel efekt endüstrisinin ana kurumlarından biri oldu.
Dört tarih, dört kırılma
Yapımcı ve yaratıcı güç olarak öne çıkan diğer filmler
Lucas'ın yönetmen koltuğu dışındaki etkisini yalnız Star Wars ve Indiana Jones'la sınırlamak da eksik kalır. Lucasfilm; fantastikten biyografiye, deneysel projelerden büyük stüdyo eğlencesine uzanan bir katalog oluşturdu. Willow, Labyrinth, Tucker: The Man and His Dream ve tartışmalı kült yapım Howard the Duck, Lucas'ın yapımcı ya da yaratıcı destekçi kimliğinin farklı yüzlerini gösteriyor.
Neden George Lucas hâlâ benzersiz?
Lucas'ı yalnız “Star Wars'u yöneten adam” diye tanımlamak, asıl başarıyı küçültüyor. Yönetmen olarak altı film çekti; ancak film üretmenin altyapısını değiştirecek şirketler kurdu, efekt ve ses teknolojilerine yatırım yaptı, film lisanslama ve yan ürün ekonomisinin ölçeğini büyüttü ve kendi yarattığı karakterlerin başka yönetmenler tarafından genişletilebileceği bir evren tasarladı. Lucasfilm bugün kendi tarihini “50 yılı aşkın süredir hikâye anlatımında öncü” olarak anlatırken, bu sürekliliğin başlangıç noktası doğrudan Lucas'ın bağımsızlık arayışına bağlanıyor.
Bu yüzden George Lucas'ın kariyerine bakarken en ilginç sayı yüzlerce Star Wars bölümü ya da onlarca Lucasfilm yapımı değil, yine o küçük sayı: 6. THX 1138'den Revenge of the Sith'e uzanan altı film, onun yönetmen filmografisinin tamamı. Geri kalan devasa miras ise Lucas'ın yönetmenlikten daha büyük bir rol üstlendiğini gösteriyor: dünya kurucu, yapımcı, teknoloji girişimcisi ve modern Hollywood'un en etkili sistem tasarımcılarından biri.
Hiç yorum yok: